Bizim Garip Sadık
 

BİZİM GARİP SADIK

Yayın Tarihi : 12/02/2015 - 16:23
Bizim Garip Sadık

Asıl adı Mustafa'ydı ama kimse onu Mustafa olarak tanımazdı...

Herkes Sadık olarak bilir, öyle seslenirdi...

Yokluğun gözü kor olsun; küçükken ailesi onu başka bir köye çoban vermiş, orada yediği dayak sonrası korkudan yarı aklını yitirmişti...

*

Uzun süre köye kente uğramadı, nerede yaşar, ne yapar kimseler bilmedi...

Sonra bir gün çıktı geldi, köyün girişinde bulunan bahçeye yerleşti...

Hayırsever komşuların katkılarıyla yaptığı bir barakada tek başına yaşamaya başladı.

Devlet barınması için bir konteynır verince oraya taşındı...

Altmışlı yaşlardaydı, hiç evlenmedi, dolaysıyla çoluk çocuğa hiç karışmadı...

Köyün bekçisi gibiydi, kimseye bir zararı yoktu.

Çok garibandı, öyle ki garibanlığın tanımı sanki ona bakılarak yapılmıştı.

Ne malı vardı, ne mülkü, buna rağmen yüzünden tebessümü hiç eksik etmezdi.

Bizim ona acıyarak bakacağımız yerde; bitmez tükenmez dünya telaşımıza bakar sanki o bizim halimize acırdı...

Konuşurken “la delaa” diye söze başlardı…

Kalecik’e gittiğinde yer içer kimseye para vermezdi, zaten kimsede ondan para istemezdi, hatta çantasını doldurup gönderirlerdi...

*

Evi yolun kenarında olduğundan aşağı köylerden gelip geçenler de onu tanır, bilirdi.

Genelde hep yol kenarında bekler, orada uyur, orada gölgelenir, orada güneşlenirdi...

Soranı, seveni çoktu.

Uğrayanlar bazen kulübesinde bulamazlar, getirdikleri öteberiyi kapısının önüne bırakırlardı...

Kendine has bir yürümesi, kendine has bir şirinliği vardı.

İstemesi bile kendine hastı...

Oradan gelip geçenler bir şey vermek için durduğunda; elini uzatır, kafasını geriye doğru atar, “ver” derdi...

Sanki biri ona bir şey vermeye mecburmuş gibi...

Vakurdu, başı her zaman dikti, karnı aç olsa da sözü toktu...

Köyün içindeki Kavak Pınar'ın suyundan başka su içmezdi; “başka yerin suyu bana dokunuyor” derdi...

Elinde bidonlarla yaz kış o çeşmeye gider, suyunu getirirdi.

Garip hayatına dokunacak o kadar çok şey varken, ona dokunan tek şey suydu...

Geri kalan her şey onun için sudan sebeplerdi, yalan dünyanın meşakkatli işleriydi…

Çoğu zaman köy girişinde harabeye dönmüş selektör binasının önünde dururdu omzunun biri hafif düşük, arkaya yıkılacakmış gibi yürürdü...

Yaz kış ceket giyerdi...

Zemherinin ortasında gömlekle gördüğüm zamanlar da çok oldu...

Kendine has bir selamlama usulü vardı ki; elini ağır çekim kaldırır, tam zirvede birkaç kez tarttıktan sonra yine aynı üslupla indirirdi...

*

Dernek başkanlığı yaptığım dönemlerde beni her seferinde arar bulur, “dernek iyi çalışıyor, bana dernek baksın” derdi...

Hatta bir arife günü iftar yemeği veriyorduk, çok rahatsızlanmıştı…

Gelmiş köy konağının bir odasına boylu boyunca yatmıştı...

“Ben geleni gideni ağırlıyorum, seni biraderle doktora göndereyim” dediğimde “yok, beni sen doktora götür” demişti.

Almış gitmiştim gecenin bir yarısı.

Doktor muayene ederken yaptığı hareketlerle hepimizi kahkahalara boğmuştu...

Çoluk çocuk, büyük küçük herkesin neşesiydi.

*

Taze bazlamayı çok severdi...

Köyde annemden bazlama isteyeceği zaman avlunun kapısı önünde dolaşırdı...

“Bizim kız, somun ağzımı yara yapıyor, bazlaman varsa versene” derdi...

Yolda durup kendi isteğiyle verenlerden bir şeyler alırken gururlu ve vakurdu, kendisi birinin kapısına istemeye gittiğinde çok mahcup olurdu...

Bazen itelenir, hor görülür, dalga geçilir hiç aldırış etmezdi…

*

Sahip olunan bir ipin, bir eşeğin bile hesabını vermek zorken, herkesin mal mülk, makam mevki derdine düştüğü, uğruna kırıp döktüğü, şu üç günlük dünya da hesabını veremeyeceği hiç bir şeyin sahibi değildi.

Kimine göre köyün delisiydi, bana göre ise; mal mülk hırsına hiç bulaşmadan yalan dünyadan göçüp gitmeyi başarabilmiş köyün en akıllısı...

Allah bilir ya kimsenin işine karışmadan, hakkına hukukuna girmeden saf bir ömür geçirdiği için belki de Rabbimin cennetini hak etti..

*

Asıl adı Mustafa'ydı ama kimse onu Mustafa olarak tanımazdı...

Herkes Sadık olarak bilir, öyle seslenirdi...

Kanser illeti bakımsızlıktan zayıf düşmüş tüm bedenini sarmıştı, geçtiğimiz hafta kaybettik…

Yaşarken bir çakıl taşı yoktu fukaranın, artık iki metrekare arsası, adına dikilmiş bir de mezar taşı var...

*

Cenazesine tüm köylü koştu geldi...

Hayattayken varlığından kimse haberdar değildi, yokluğunu herkes hissetti.

İstedim ki tarihe not düşülsün…

Yaşarken bir dikil taşı bile olmayan bu garibin hiç değilse adına yazılmış iki satır yazısı olsun...

Allah gani gani rahmet eylesin.

Zeki TOPRAK http://www.pursaklarmedya.com sitesinden alıntıdır.



604 kez görüntülendi.

Rastgele Haber;


 
Sayfa Etiketleri : Kalecik haber, Kalecik Kaymakamlığı , Kalecik Belediyesi, Kalecik Karası Üzüm Şarabı, kalecik tarihi yerler, develioğlu köprüsü, kalecik kalesi, kalecik ayvası, kalecik üzümü, kalecik karası, karahan konağı, kalecik hamamı, kalecik şehsuvar cami, kalecik tabakhane camii, kalecik kızılırmak, incirlik parkı, kalecik kültürü, ekonomisi, yerel insanları, kalecik ekmeği, kalecik kasnak böreği, kalecik cevizli çöreği, belediye başkanı nevzat şahin, kalecik un, kalecik yem ,kalecik devlet hastanei, kalecik müftülüğü,kalecik sydv vakfı, kalecik milli eğitim müdürlüğü, Kalecik Haber, Cep Haber , Mobil Haber, Olay Var, Sitenek Ekle Kodu Html Kodu, Kalecik Adına Aradığın Herşey Burada